Salı, Ocak 09, 2007

bordosiyah


bordosiyah yayınevini çoğu insan duymuş ve dahi görmüştür eminim. Hatta yayınlarını bir üretme faaliyetine kaynaklık etme potansiyeliyle tüketmiştir de.. Başlarda hepimizin dikkatini çoook ucuza sattığı yerli-yabancı klasik eserlerle çekti. Hatta çevirisine ulaşılamamış kimi eserleri de türk okurlara kazandırdı. Çeviri kalitesi belki bir standardı tutturamadı ve kimi çevirileri beğenilmedi falan ama genel olarak takdir edildi. İnce ve uzun şekilseline bile eleştiriler gelse de ben tasarımını da takdir etmiştim bordosiyah'ın. Şuan bu sayfaya konu olmasına sebep ise yine klasikler serisinden çıkan "masal" alt-serisi..
Özellikle birkaç yıldır kitap evlerinin çocuk reyonlarını da dikkatle inceleyen bir kişi olarak Bordosiyah yayınlarının herhangi bir kitabına hiç rastlamadığımı söyleyebilirim. Ta ki bugün tesadüfen -ilk kez- girdiğim Yankı kitap evinde görene dek.. Çocuk kitapları aslında çok da özen gösterilmeyen bir konu sanki. İnsanlar işportadan ya da bir kitap evinden bile alsalar kitaplar bozuk cümlelerle, anlatım hatalarıyla, imla hatalarıyla dolu olabiliyor. Oysa ortalık imladan, anlatımdan yoksun çocuklarla ve daha fecisi ilköğretim öğretmenleriyle dolu. Dolayısıyla çocuk kitaplarının kalitesi çok önemli ve seçiminde özen gösterilmeli. Bordosiyah'ta ilk ilgimi çeken tüm sayfaları (16 sf.) parlak kuşe kağıda basılı ve renkli-nitelikli çizimlerle süslü olan bir kitabın fiyatının nasıl bu kadar ucuz olabildiği konusuydu aslında. En "dandik" tabir edebileceğim, taklidin taklidi korsanın korsanı kitapları bile 1 ytl'ye bulamazken bahsettiğim niteliklere sahip bir kırmızı başlıklı kız ya da fareli köyün kavalcısı ya da Nasrettin Hocanın bir hikâyesi sadece 1 ytl idi. ancak sayfa sayısı 2 katına (36 sf.) çıktığında fiyat da 2 ytl'ye çıkıyordu ki bu da çok normal. Bir de biraz daha büyük, mesela 6-7-8. sınıf çocukları için olan daha da kalın seri vardı ve onun fiyatı da yine 2 ytl idi. İlk etapta 5 tanesini attık çantaya ve evde, yaptığımız tercihlerden fazlasıyla memnun kaldık. Kitaplarda yazım kurallarına hakkıyla riayet edilmiş ve ifadeler oldukça düzgün. Yankı Kitabevi'nin yerini merak eden olursa; Selanik Caddesinde Metropol Sinemasının çok yakınında olduğunu söyleyebilirim. İçeride yine çok uygun fiyatlı farklı çocuk kitapları da gördüm ama onları incelemeyi ve almayı başka bir zamana bıraktık biz. Bu arada yazdıklarımdan, bahsettiğim yerin bir çocuk kitapçısı olduğu izlenimi uyanmış olabilir bu yüzden her tür kitabın bulunduğu ufak bir kitapçı olduğunu da eklemek istedim.

Cuma, Ocak 05, 2007

yeni indirmeler

pek çok büyük marka ve mağaza asıl indirimlerine bayram sonu itibariyle başlamış durumda. başlıcaları ve belki en çok beklenenleri arasında
zara
mudo
boyner
park bravo
ykm ve benzeri mağazaları sayabiliriz. Ayrıca
polaris ve daniel hetcher da indirime girdiğini bildiğim markalardan.
Diesel ise yarın indirime girecek.
markaların indirimleri standart: "%50'ye varıyor". Bu indirim oranı gün geçtikçe artacak elbette ama aradığınız şeyi bulamayacak olma olasılığınız da yüzde ellinin çok çok üstünde olacak şüphesiz.

Salı, Aralık 26, 2006

indirmeler

kışın varlığını yeni yeni hissetmeye başladık, oysa geçmişte bize mevsimin artık bitmekte olduğunu hatırlatan indirim sezonu çoktaan açıldı da kapanacak bile.
artık mevsimin girmesini takibeden ayda indirim sezonu başlıyor neredeyse. mango müdavimleri bilirler; indirim başladı başlayalı henüz uğramadıysanız mağazaya, bu saatten sonra da uğramanızın pek bir anlamı olmayacaktır. ilk hafta mağazada oluşan kuyruklar sadece beklemeye cesareti ve vakti olanların oluşturduğu yığındı. sanılır ki herşey bedava. ardından gözüne bişeyler kestirip de beklemeye cüret edemeyenler aldı ilk gurubun yerini. şimdilerde sular durulmuş gibi. bu da pek hayra alamet değil aslında. çünkü dediğim gibi ikinci indirim postasına yani "%70'e varan" ibaresini vitrinlerde görene dek bu böyle devam edecek demektir. outlet mango'da da durum farklı değildi. lakin orda devam eden bir yoğunluk olduğunu tahmin ediyorum. bu arada gecikmiş bir övgü buradan mango outlet çalışanlarına gidiyor. çünkü başları her daim kalabalık olmasına ve bu kalabalığın normal mağazaların aksine yağmalama mantığıyla oraya buraya saldıran biz kadınlardan oluşmasına rağmen nasıl da güleryüzlü ve yardımseverler. of pof yok, ters cevaplar veren yok, asık suratlı yorgun ifadeler, bezik haller yok vs. kendilerini insanüstü performanslarından ötürü kutluyorum. aslında böyle araya sıkıştırılmış bir kutlama da pek şık olmadı ya, neyse. daha sonra telafi etmek üzere inşallah.
küt diye mango'dan girdik olaya ya indirimin bu denli olmasa da başını aldığı başka yerler de var tabii. ama şuanki kampanyalar daha çok kartlara yapılan güzellikler şeklinde. (ha mangoda bir de bu ay bonus'la 7'ye bölünüyor ki aldıklarınız, bu da her çeşitten almanıza yol açan başka bir faktör tabii.) mesela world'le alışveriş yaptığınızda 50 ytl üstüne 3 taksit ekleniyor, bonus'la 100 ytl üstüne 2 ekleniyor, finans'la 4 ay erteleme gibi bir alternatifiniz oluyor filan. yılbaşı ve bayramı bahane eden tükettirme canavarları tüketen insanı tüketen başka bişiilere dönüştürüveriyor. kimse alınmasın. ben de dahil.
ben mi? ben indirimi beklemeden o kadar çok alışveriş yaptım ki, indirimler bitene kadar çarşı pazar görmesem iyi olur diye düşünüyorum. ama düş ne kadar gerçek olur bilemiyorum.
biri beni durdursun lütfen.

Pazartesi, Kasım 13, 2006


zaman zaman kullandığımız ürünlerdeki, özellikle gıda ve kozmetik ürünlerindeki, katkı maddelerine takıyorum kafayı. kozmetik ürünlerinin neredeyse tamamında, gıda maddelerinin büyük çoğunluğunda var artık kaçınılmaz hale gelen ve çaktırmadan insanı farklı açılardan yok eden, öldüren, hafızasını elinden alan, vücüdunda biriken bu katkı maddeleri. renklendiriciler, tatlandırıcılar, kıvam arttırıcılar vs vs.
bu vesileyle dikkatimi çeken bir üründen bahsetmek istiyorum, gerçekten de katkısız olan bir reçel markasından. evet belki çoğu insan gibi siz de elimize geçen, evimize giren her ürünün zararlı katkı maddeleriyle işlendiği bir ortamda bir reçeli kurtarmanın çok da anlamlı olmadığını düşünebilirsiniz. aile içinde de bu tepkiyi alıyorum genellikle ama ben kurtarabildiğim kadarını kurtarmanın da anlamlı olduğunu düşünüyorum. cola, gazoz, hazır meyve suyu vb ürünleri artık eve sokmuyorum mesela. ya da cips kullanımımızı çok sınırlıyorum. hazır bisküvileri tüketmemeye gayret ediyorum. ev yapımı reçel kullanmaya çabalıyorum vs.
uzun lafın kısası, birgün evdeki reçellerin içindekiler'ini incelerken hepsinde "kıvam arttırıcı" tabir edilen pektin'e rastladım anacak binbirçiçek balıyla, onun hediyesi olarak, eve giren aynı marka vişne reçelinde b u maddenin olmadığını hatta üzerinde "Türkiye'de ilk defa 'continue- back' sistem ile katkısız üretim" şeklinde bir ibarenin de bulunduğunu farkettim. ve marketlerde binbirçiçek marka reçel aramaya başladım. tek bulabildiğim yine balın hediyesi olan erik reçeli idi. ayrıca tek başına satışa sunulmuş bir reçel çeşidine rastlayamadım maalesef.
umarım bundan sonra rastlamak ve almak mümkün olur. ve böyle bir üretim imkanı varken umarım diğer markalar da aynı şekilde üretime geçerler.

Pazar, Kasım 12, 2006

alışveriş notları

iki gün önce uğradım millenium outlet'e. beta'ya, koton'a ve benetton'a uğradım. e diğer mağazalara da göz attım tabii. önce millenium outlet notları...
beta'da aşağılarda bir yerlerde bahsi ve fotoğrafları yer alan çizmelerden vardı hâlâ. fiyatı 10 ytl daha düşmüş: 60 ytl'den satılıyor şuan. renk seçeneği bol.3-4 rengi var. bir de genel modeli aynı olmakla beraber aksesuvar olarak ipler ve şeritler yerine kapaklı bir cep kullanılmış olanları da mevcut. yazlıklar 30-40 ve 50 liralık gruplarda satılıyor.
koton'da hoş kışlık kabanımsı ceketler vardı; beğendiğim bir model 60 ytl idi. pahalı geldi tabii. erkekler için uygun fiyatlı pantolonlar vardı (30 ytl) 24 ytl'lik V yakalı kazaklar da fena değildi.
fahri kuz optik hâlâ uygun fiyatlı outlet gözlük satmaya devam ediyor. vitrininde ünlü markaların güneş gözlükleri 25, 50, 75, 100 ve 125 liralık gruplarda sergilenmişti. bu yaz başında oradan lacoste'un erkek modeli olan bir güneş gözlüğünü 50 ytl'ye ve 12 taksitle almıştık. outlet olmasının size yaratabileceği sıkıntı gözlüğün garantisinin olmuyor oluşu. ancak yine de tezgahtar arkadaş herhangi bir sorun yaşamamız durumunda kendilerine uğramamızı, sıkıntıyı gidermeye çalışacaklarını belitmişti. neyse ki bir sıkıntımız olmadı.
.........

bir de yeni açılan Kocatepe Soykan'dan bahsetmek istiyorum. daha önce demirtepe ve esat şubeleriyle çokca haşır neşir olduğumuz soykan oralarda pek içimi açmıyordu. biraz bakımsız, döküntü ve kirli bir havası vardı. ancak kocatepe soykan'a ayrı bir özen göstermişler sanki. hoş hâlâ inşaat koksa da ortam, temiz ve ferah görünüyor. fiyatları da oldukça uygun. yeri ise, camiinin yanına yapılan otopark+alışveriş merkezinin içinde/altında. kızılırmak sinemasının karşısından girişi var.

Çarşamba, Kasım 08, 2006

büyülü fener sineması ve festival

bu sene ankara'da 3-9 kasım tarihleri arasında gerçekleşen avrupa filmleri festivali - gezici festival büyülü fener'de sahne alıyor. ancak büyülü fener sinemasının tutarsız ve standarttan yoksun bilet dağıtması beni ve eminim başka izleyicileri de çileden çıkardı. broşürde, biletleri lütfen 1 saat önce alınız ibaresi yer almaktayken 1 saat önce hatta kimi zaman daha önce sorduğunuzda bilet kalmadığını öğreniyorsunuz. ücretli-ücretsiz tüm filmler için geçerli olabiliyor bu. e elbette bu uygulamayı görüp de "bu kez erken davranayım da film izleyebileyim" deyip 1 saat değil de 2 ya da 3 saat önce bilet talep ettiğinizde "efendim veremiyoruz. 1saat önce gelin" deniyor. kardeşim ikisine de amenna, ama ikisi birden olmaz. ya standardı koyacak ve 1 saatten önce hiçbir şekilde bilet vermeyeceksiniz ya da aynı gün içinde olmak kaydıyla erken gelen götürecek. ikisine de razıyım yeter ki ne şekilde davranırsak bilet alabileceğimizi bilelim. ya bir de keyfi adalet uygulamaları var gişe görevlilerinin, önünüzdeki arkadaşa bileti veriyor size vermiyor. niye; o filme girecekmiş, onun bilet almaya vakti kalmayacakmış. banane . bu adaleti sen sağlamak durumunda değilsin ki. benim hakkımı gaspederek sağlaman da mantıklı gelmiyor bana. tartıştığınızda da sonuç değişmiyor yani. içeriye soralım diyorlar ve "içeriden" o bildik ses geliyor: "1 saat önce!"

Salı, Kasım 07, 2006

kar bu kış büyük bir sürpriz yaptı gerçekten. cumartesi günü dışarı çıkmadan önce uzun bir hırka giyerken, "ya bu da biraz absürd mü duracak ne" diye düşünmüştüm. hani sıcaklarım falan diye de düşündüm beraberinde. fakat dışarı çıktıktan kısa bir süre sonra asıl absürdlüğün galiba sadece bir hırkayla dışarı çıkmak olduğunu farkettim. arkadaşlarla oturduğumuz sakarya çay ocağından çıktığımızda ise yağan karı gördüğümde inandım tabii ama inanamadım. kar yağıyordu. eve gidip de akşam beğendik'e kadar gitmek üzere tekrar çıkmam gerekince neredeyse lapa lapa yağan karın kocatepenin avlusunda -aşağıdan bakılınca, spotların ışığında ortaya çıkan- yarattığı o muhteşem sahnelerin etkisiyle bir müddet aval aval başım havada yürüdüm. sabah uyandığımdaysa zaten kenti kar kaplamıştı. neyse bu ani baskının kenti karla kapladığı sabah bizim ufaklık kar yemek için zorla bahçeye inip de geri geldiğinde ayaklarını yer yer ıslanmış görünce bir an önce bot-çizme benzeri bişey almanın gerektiğini anladım. karın öncesinde düşüncem bu işi indirimlere ertelemekti, çünkü şunun şurasında 15-20 gün sonra indirimler başlar diye düşünüyordum. bu durumda ilk işim o akşam 1 saatliğine uğradığımız ankamall'den bot bakmak oldu. alışveriş merkezindeki tüm çocuk mağazalarına ve çocuk reyonu olan mağazalara girdim. ve amaa ne yazık ki istediğim gibi birşey bulamadım. dikkat ederseniz "istediğim gibi" diyorum, yoksa bizimki her gördüğü pembe ve parlak şeyi beğeniyordu zaten. oysa ben, (bkz. aşağıdaki fotolardaki ceket-pantolon gibi) daha sonbahar havasında daha cool bir tarz arayışındaydım. tek bir ortak beğenimiz oldu; önce boynerde sonra panço'da sonra kanz'da falan da rastladığımız -sanırım markası okko'ydu -ki ben ilk kez duydum- çizmemsi, içi tüylü; gül kurusumsu pembe ve bordomsu kırmızı renklerinde ittifak ettiğimiz ayakkabılar... onların da numarası uyuşmadı ayakla, içime de sinmemişti zaten bıraktım. fiyatı 50 ytl. aman efendim aslında 50 ytl verilmez de işte mecbur kalınca veriyor insan. yoksa ben betadan 50 ytl'ye koooskoca çizme almış adamım. verir miyim dünün okko'suna 50 milyon eski türk lirası. benim şahsen tek beğendiğim modelse zara'daki koyu yeşil çizmelerdi. ama hanfendi ona iğrenç dedi zaten 100 milyon eski türk lirasıydı kendileri. hiç denemedik bile. zara'nın kalitesi konusu hep şüphelidir zaten. hele ayakkabı konusunda hiç iddiası yoktur zannımca. ama bunu telafi etmeyi bilirler o ayrı. zaten bunun için rahatça alışveriş yaparım ordan. boyası çıkar aradan 1,5 ay geçmiştir götürür iade ederim pantolonu gık demeden alır paranızı verirler. yok 1 ayı geçirmişiniz yok çek verelim yok bu sizin hatanız falan denmez size. bir de nispeten özgün olması tercih ettirir zara'yı. yoksa kimse gidip de zara'dan aman çok kaliteli filan diyerek alışveriş yapmaz.
bir de deichmann var. ucuz ayakkabıcı. orada 30 ve 40 ytl'ye eh işte'lik şeyler vardı. elefanten'in ürünlerini satıyor aynı zamanda. ama elefanten'de de bişey beğenemedik biz. next'ten ümitliydim ancak sanırım onlar da henüz tam olarak kışlıklara geçmemişler ayakkabıda. hiçbişey yoktu. birşey alamadan çıkmış olduk böylelikle ankamall'den. bugün de beğendik'ten baktım ama orda da genesis'in işe yaramaz bir kaç çizmesi vardı sadece, çeşit olarak.. genesis'in çok beğendiğimiz bir modelini kullanmıştık aslında daha önce ama bu kez aynı performans yoktu modellerde.
artık nerden bakar, nerden bulurum bilmiyorum ama bakılabilecek her yere baktığımı sanıyorum.